Yeni Yazılardan Haberdar Ol

Kişisel Blog-Kişisel yazılar yazan meraklı araştırmacı bir kişiliğe sahip bir gencin değişik blogu
1 bardak kolanın zararları, cola ne yapar, colanın sağlımıza yan etkileri, colanın zararları, Faydalı Bilgi, gazlı içeceklerin vücudumuza zararları, sağlık,

1 bardak kola 1 saatte vücutta neler yapıyor?

  • İlk 10 dakika'da kanınıza anında 10 çay kaşığı şeker dahil olur. Bu güünlük almanız gereken dozun 100 katı kadardır. Burada bulantı olmamasının nedeni ise Cola'nın içinde bulunan Fosforik Asiddir.
  • İlk 20 dakika da ise kan şekerinin aşırı şekilde yükselme gösterir ve bunun sonucunda pankreasınızda yüksek derecede insülün salgılanır. Ardından kan şekerinin fazlası karaciğerde yağ oluşumuna neden olur. Çünkü orada yağ olarak depolanmaya başlar.
  • 40 dakika içinde dolaşım sistemine cola'da bulunan kafeinin tamamı girmiş olur ve kan basıncı yükselip karaciğerden daha fazla kan şekeri oluşturularak kan şekerinde yeniden artış olur.
  • 45 dakika içinde beyinde dopamin oluşumu hızlanır ve mutluluk hissi oluşturur. Yani kısaca daha açık anlatmak gerekirse eroinin etkisine benzeyen bir etki oluşturur.
  • 60 dakika içinde ise birden açlık hissi oluşur.
  • Bunun ardından tekrar Cola'ya ve tatlı tarzı şeylere saldırırsınız.
  • Bu kısır döngü böyle devam ederse göbekte ve karaciğer'de yağlanma devam eder ve vücudun bütün hücrelerinde Leptin ve İnsülin Direnci ortaya çıkar.
Bilmiyorum hala bu yazdıklarımdan sonra cola içermisiniz yada muadili olan içecekleri. Tabi şimdi burada benimle aynı fikirde olmayan kişiler çıkabilir yada öylede öleceğiz böyle de öleceğizi yada aman hastalanırsam hastalanırım diyenler. Saygı duyarım ama bilipte aynen devam etmekte deliliktir.

Bunların yerine ayran su taze sıkılmış meyve suları içebilirsiniz ve gittiğiniz yerde de bu dediklerimden isteyebilirsiniz. Başta biraz zor olacaktır sürekli içiciler için ama bıraktıktan sonra aklınıza bile gelmiyor ve daha da güzel oluyor.

Sağlığımıza dikkat edelim.

Sağlıcakla Kalın. Hoşçakalın. Allah'a Emanet Olun.
Yeni yazılardan anında haberdar olmak için Ücretsiz E-Posta Aboneliğinizi gerçekleştirmeyi unutmayınız..
Kişisel Blog-Kişisel yazılar yazan meraklı araştırmacı bir kişiliğe sahip bir gencin değişik blogu
kendine güvenmek, güven nasıl oluşur, geçmişten ders çıkarmak, hatalardan ders almak ile ilgili kompozisyon, hatalardan ders almak ile ilgili sözler, kişisel, kişisel gelişim,

Geçmişten Ders Çıkarmak

Olgunlaştıkça ve deneyim kazandıkça, daha az hata yapacağımı düşünürdüm. “Bu konuda daha iyi olacağım; çünkü başta çok hata yaptım,” derdim.

Bu kadar çok hata yapmayacağım günlerin uzak olmadığına; çünkü gün geçtikçe daha iyi olacağıma inanırdım. Şunu öğrendim ki olgunlaştıkça ve deneyim kazandıkça, hata yapmaya devam edeceğim; ama bunlardan ders almam, daha kısa sürecek.

“Hata kotamı” azaltmadığımı; ama hatalarımdan ders alma konusunda ilerleme kaydettiğimi fark ettim. Bunun da nedeni, olgunluk. Olgunluk, hatalarımızdan daha hızlı ders almamıza yardımcı olur. Bunun nedenleri şöyledir:
  • Kendimize güvenimiz artar. Kendimize güvenimiz arttıkça, kişisel imgemize inancımız daha zayıf olsaydı asla kabul etmeyeceğimiz şeyleri kabul etme konusunda daha istekli oluruz.
  • Hataların genellikle ölümcül olmadığını fark ederiz. Bir hata yaptığımda nadiren ölümcül sonuç getirdiğini anladığım gün çok mutlu olmuştum. Bir hata yaptıktan sonra, “Yaşıyorum! Gayet iyiyim. Güneşin doğuşunu yine görebileceğim,” dersiniz. Sonra birdenbire, “Düşündüğüm kadar vahim değilmiş,” dersiniz.
  • Hatalardan ders almadığımız sürece aynı hatayı yaptığımızı fark ederiz. Bir hatadan ders almazsam, genellikle aynı hatayı tekrar tekrar yaparım. Sorun, ne kadar hata yaptığınız değil, aynı hatayı kaç kez yaptığınızdır. Her zaman yaptığımı yaparsam, her zaman aldığım sonucu alırım.
  • Hataların kaçınılmaz olduğunu anlarız. İlk yıllarınızı gözünüzde canlandırın. Hatalardan kaçınmaya çalıştığınız zamanları düşünün. Neyi kastettiğimi anlıyorsunuz, değil mi? “Tamam, dikkatli olacağım. Burada hiç hata yapmayacağım.” Ama, bir süre sonra kendinizi bırakırsınız; çünkü hataların kaçınılmaz olduğunu bilirsiniz.
  • Başkalarını hata yaparken görürüz. Hayran olduğunuz herkesin hata yaptığını görmek harika değil miydi? “Vay canına! Ne haldeler! Bir de bununla övünüyorlar,” dersiniz.
Aşağıdaki örnek, yaşam hakkında ve hatalarımızdan ders almak ile ilgili çok şey anlatır. Yıllar önce, bir üniversitenin açılışında konuşma yapan, dönemin Coca Cola Enterprises CEO’su Brian Dyce, kişinin iş yaşamı ile diğer taahhütleri arasındaki ilişkiden bahsetmiştir.

“Yaşamın, elinizdeki beş top ile hokkabazlık yaptığınız bir oyun olduğunu hayal edin. Bu toplara iş, aile, sağlık, arkadaşlar ve ruh adını verebilirsiniz. Bu topları havada tutmaya çalışıyorsunuz. Çok geçmeden, işin bir lastik top olduğunu anlıyorsunuz.

Yere düşürürseniz, geri sekecek; ama diğer dört top -aile, sağlık, arkadaşlar ve ruh- camdan yapılmış. Bunlardan birini yere düşürürseniz, geriye dönüşü olmaksızın, çizilebilir, yarılabilir, zarar görebilir, hatta paramparça olabilir. Asla eskisi gibi olmazlar. Bunu anlamanız ve yaşamınızda bir denge kurmaya çalışmanız gerekir.

“Nasıl mı? Kendinizi başkalarıyla kıyaslayarak değerinizi düşürmeyin. Çünkü, hepimiz farklıyız ve her birimiz özeliz. Hedeflerinizi başkalarının önemli bulduğu şeylere göre belirlemeyin.

Sizin için neyin en iyi olduğunu yalnızca siz bilirsiniz. Kalbinize en yakın olan şeyleri küçümsemeyin.

Onlara, yaşama sarılır gibi sıkıca sarılın. Çünkü onlarsız, yaşam anlamsız hale gelecektir. Geçmişte ya da gelecek için yaşayarak yaşamın ellerinizin arasından kayıp gitmesine izin vermeyin.

Her günü doyasıya yaşarsanız, yaşamınızdaki her bir günü yaşamış olursunuz. Halen verebileceğiniz bir şey varken pes etmeyin. Siz denemeyi bırakıncaya kadar hiçbir şey gerçekten sona ermiş değildir.

“Mükemmel olmadığınızı kabul etmekten çekinmeyin; bizi birbirimize bağlayan da bu narin ve ince çizgidir. Riskle karşılaşmaktan korkmayın. Fırsatları değerlendirerek cesur olmayı öğreniriz. Bulması imkansız diyerek yaşamınızda aşkı yasaklamayın.

Aşkı bulmanın en hızlı yolu vermektir; aşkı kaybetmenin en hızlı yolu ise onu çok sıkı tutmaktır ve aşkı korumanın en iyi yolu da ona kanat takmaktır.

Geçmişte nerede olduğunuzu ve bugün nereye gittiğinizi unutturacak kadar hızlı yaşamayın.

Bir insanın en büyük duygusal ihtiyacının takdir edilmek olduğunu unutmayın. Öğrenmekten korkmayın; bilginin bir ağırlığı yoktur; her zaman taşıyabileceğiniz bir hazinedir.

Zamanı ve sözcükleri dikkatsizce kullanmayın; hiçbiri geri alınamaz. Yaşam bir yarış değildir; ama her adımda tadına varılması gereken bir yolculuktur. Dün tarihtir, yarın bir gizemdir; bugün ise bir armağandır.”

Dr. John C. Maxwell

Kaynak:http://www.starfikir.com/2015/02/26/hatalarimizdan-ders-almak/
Kişisel Blog-Kişisel yazılar yazan meraklı araştırmacı bir kişiliğe sahip bir gencin değişik blogu
kadına şiddete hayır kompozisyon, kadına şiddete hayır köşe yazısı, kadına şiddete hayır yazıları, kadına şiddetle ilgili yazılar kısa, kişisel, şiddete karşı sözler,

Kadına Şiddete Hayır

Gün geçmiyor ki gazete sayfalarında, televizyon ekranlarında ve diğer tüm iletişim araçlarında, kadınlara yönelik tacizden, istismardan, eziyetten, psikolojik baskıdan, hakaretten tutun da, tekme tokada hatta öldürmeye varan bir şiddet davranışının haberine rastlamayalım.

Hiç de hoş ve kabul edilebilir olmayan bu durum yalnızca bizde değil, bütün dünyada üzerinde ciddiyetle durulması gereken sosyal bir olgudur. Birleşmiş Milletler kadına şiddet konusunu, “Cinsiyete dayalı ve kadınlarda fiziksel, cinsel, psikolojik herhangi bir zarar ve üzüntü sonucu doğuran veya bu sonucu doğurmaya yönelik özel yaşamda ya da kamu yaşamında gerçekleşebilen her türlü davranış, tehdit, baskı veya özgürlüğün keyfi biçimde engellenmesidir,” olarak tanımlar.

Kadına yönelik şiddetin toplumsal şiddeti, kötülüğü, nefreti yeniden üreten boyutu, toplumsal yansımaları ve bireyin gördüğü zarar olarak iki yönlü etkisi bulunmaktadır. Kadının şiddeti yoğun olarak yaşaması, tüm toplumu etkileyen ağır sonuçları da beraberinde getirmektedir. Şiddeti yaşayan kadınların çocukları da ya istismar edilmekte ya da o şiddeti bizzat yaşamaktadırlar. Ya da en azından görgü tanıklarıdırlar. Yapılan araştırmalar sonucunda bu çocukların yüzde 85’in şiddetin potansiyel uygulayıcıları ya da kurbanları olarak yetiştikleri tespit edilmiştir.

Ülkemizde başka nedenlerle yaşadığımız terör olaylarının yaygınlaşmasına, kadına ve çocuğa yapılan şiddetin fazlasıyla destek verdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Şiddetin ikinci etkisi de, bireysel anlamda kadınlarımızın ve çocuklarımızın ruhsal hastalıklar, kin ve nefret gibi olumsuz davranışlar, kendileri dışında herkesi düşman görmek gibi psikolojik nevrozlar, huzursuzluk, depresyon, bedensel ağrı ve gerginlikler, aile yapısının bozulması ve üretkenliğin azalması gibi sorunlarını çoğaltmaktadır.

Sivas ve çevresinde yapılan bir çalışmanın sonuçlarına göre, kadınların yüzde 40’ı aile içi şiddeti yaşamaktadır. Bunların yüzde 91’i eşi tarafından şiddete maruz kaldığını söylemiştir. Yine aynı gruptaki kadınların yüzde 59’a yakın bölümüne göre de, ekonomik yetersizliğin şiddeti artıran en önemli etken olduğu belirlenmiştir.

8 Mart 2001 tarihli Vatan Gazetesi’ndeki köşesinde, Mutlu Tömbekeci, “Son yedi ayda 246 kadın öldürüldü. Maktulün kadın olduğu cinayetler yedi yılda on dört kat artmış durumda. Kadınlar bu ülkede sinek gibi öldürülüyorlar. Kimler tarafından !? Büyük bölümü kocaları, nişanlıları, sevgilileri geri kalanlar da ağabeyleri ya da erkek kardeşleri tarafından… kadınlar tahayyülün ötesinde yalnız ve sahipsizdirler. Hele bir başınıza gelsin, nasıl çaresiz ve yapayalnız kaldığınıza inanamayacaksınız,” derken, adeta yukarıdaki tespitlerin ne kadar doğru ve somut olduğunu apaçık ve tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktadır.

Yine aynı günlerde, kadına şiddet konusunu işleyen Rasim Ozan Kütahyalı da Vatan Gazetesi’ndeki yazısında, “Madem devlet polisiyle, yargısıyla madem toplum ailesiyle, sivil toplum kuruluşlarıyla sahip çıkamıyor, o zaman kadınların kendi kendilerini savunma vakti gelmiştir. Kadınlar silahlanmak zorundadır,” derken çözümü radikal boyutlara taşımıştır.

Bütün gelişmelere, eğitimin, kültürün, sanatın, bilimin en üst noktalara ilerlediği dünyamızda hala kadına şiddetten bahsederken, konuyu tarih açısından irdelediğimizde de karşımıza pek parlak olmayan bir tablo çıkar. Şöyle ki;
  • Hint geleneğinde kadın, erkeğin mutlak egemenliği altındaydı. Kayıtsız şartsız itaat ve sadakat göstermek zorundaydı. İnsan ilişkilerinde tercih ve söz hakkı yoktu.
  • Japon ve Çin geleneğinde, eşine ve onun akrabalarına sunduğu hizmetle değer kazanırdı. Erkek özellikle de aile yaşantında her şeye hakimdi.
  • Kadın, Yunan geleneğinde alınıp satılan, adeta devredilen bir eşya niteliğindeydi.
  • İslam öncesi toplumlarda, kız çocuklarının diri diri gömülmesi korkunç bir insanlık dramıydı.

Günümüz modern yaşamında kadın erkek eşitliği tam anlamıyla söz konusudur. Modern kadın iş, aile ve toplumsal hayatta özgürdür ve eski dönemlere kıyasla önünde pek çok imkan vardır. Buna rağmen günümüz kadının sorunlarının başında toplumsal rolü, ekonomik bağımsızlığı, dış dünyada ya da evinde, manevi, maddi ve cinsel yönden rahatsız edici davranışlara karşı kendini korumak gelmektedir.

Gene günümüzde çalışan kadın hem iyi bir eş hem iyi bir anne hem de iş dünyasında başarılı bir eleman ya da yönetici olmak zorundadır. Düşünün ki, bütün bunları başarıp artan zamanında da şayet zaman artar ise, kendi gereksinimlerini halledecek, kendisiyle ilgilenecek, yorgun düşen bedenini ve ruhunu dinlendirecektir.

Fakat gerçekler ne yazık ki yukarıdaki satırlarımı hiç de doğrulatmıyor. Her alanda kadına şiddet sanki normal bir yaşam davranışı kabul edilmiş gibi bütün yaygınlığıyla devam ediyor. Oysa unutmamalıyız ki, kız çocuğundan yaşlı nenemize her kadına atılan en küçük bir fiske bile apaçık terördür. Çünkü onlar kızlarımız, bacılarımız, eşlerimiz ve “Cennet ayaklarının altındadır” dediğimiz annelerimizdir ve de bu dünyanın meşakkati onların omuzlarındadır.

Bunları bilerek, “Kadınımız kutsaldır. Onlara kalkan eller kırılsın,” demekle iş bitmiyor. Öncelikle kadınlara yönelik her türlü şiddetin psikolojik, sosyolojik ve hukuksal bir sorun olarak kabul edilmesi şarttır. Devlet, çıkaracağı yasalarla, alacağı önlemlerle daha caydırıcı olmanın çarelerini bulmak zorundadır.

Toplum olarak biz de, sivil toplum kuruluşları, medya, basın, tüm iletişim araçları, okullarımız ve hatta ordumuz el ele vererek büyük ve ciddi bir kampanya başlatalım. Böyle bir kampanyada yer almanın da en kutsal bir insanlık görevi olduğunu unutmayalım.
Kişisel Blog-Kişisel yazılar yazan meraklı araştırmacı bir kişiliğe sahip bir gencin değişik blogu
bir bayan ile nasıl konuşulur, bir erkek ile nasıl konuşulur, iletişim kurma yolları, iletişimde vücut dili, iş hayatında iletişim, kişisel, kişisel blog, sağlıklı iletişim nasıl kurulu,
Merhaba arkadaşlar gün içinde yüzlerce kişi ile iletişim için oluyorsunuz ve bu iletişim esnasında bazı istisnalar yaşanabiliyor. Kendini anlatamama vebenzeri durumlar. Peki burada suç kimde karşı tarafın sizi anlamamasında mı yoksa sizin iletişimi ayakta tutamayıp kelimeler içinde kaybolmanızda mı size aşağıda birkaç madde ile daha sağlıklı nasıl iletişimde bulunabileceğinizi açıklayacağım.

İletişim Kazaları ve Bunları Aşma

  • İlk olarak iletişim kanallarının açık olması gereklidir. İş ortamındaki problemlerin önemli bir bölümünün özünde kişilerin bireysel benlik özellikleri ve üstün olma,üstünlük kurma gayelerı tanımsız bir ortamın birleşmesinden kaynaklandığı bilinmektedir. Oysaki iş akışı ve ilişkilerin tanımlı olduğu bir yer ve kişilerin belli ortak hizmeti hedeflemeleri sorunu çözecektir.
  • Anladığımız şeyle karşımızdakinin vücut dilinin uyumlu olup olmadığını gözden geçirmeliyiz. Karşımızdakinin gerçekten söylediğini tam anlamıyla anladığımızdan emin olmalıyız.
  • Tartışmaya yakın olanlar da yangını söndürmek için çaba harcamalıdır.Çünkü karşı kişi kendi fikrinin ortaya atıp kabul ettirmek istediğinde karşısındakinin fikrini asla kabul etmeyecektir. Orta yolu bulmak her zaman mümkün olmaz.
  • Tartışmaların bir nedeni de eleştiriyi kabul etmemektir. Özgüven sahibi kişi eleştirilmekten çekinmez. Kendisiyle barışık olan ve kendini bilen birisi hatalarını kabul etmekten ve özür dilemekten çekinmeyenlerdir.
  • Paylaşmak, dinlemek, beraber anlamlı aktiviteler yapmak kişilerin birbirini daha iyi tanımasına olanak sağlayacaktır. Birbirini daha iyi tanıyan kişiler karşısındakinin aslında ne demek istediğinin daha iyi anlayacaktır. Mesela örnek verecek olursak aklınızda çağrışımda bulunsun diye; İki yakın arkadaş bir ortamda normal konuşurken bir anda ikisinden birisinin normal bir sözüyle kahkaha atmaya başlıyorsa bilin ki o normal söz aslında başka anlamdadır ve o kişi birbirini iyi tanıdığı için o sözün ne mana getirdiğini bilmektedir ve ona göre davranış sergilemişlerdir.
  • Önce beyninizi sonra ağzınızı devreye sokun. içinizden geldiği şeklinde hareket etmek yerine profesyonellerin yaptığı şeklinde iş ve yazışma hedefinize müsait davranış ve söz düzeneğini, her ihtimali göz önünde bulundurarak önceden belirleyin.
  • Başkalarının bizi anlamadığını söylemek iletişim esnasında kendi kusurlarımızı görmezden gelmek anlamına gelir. ” Beni anlamıyorlar” diye söylenmekten vazgeçip, bu cümleyi “Ben kendimi izah edemiyorum” 'a çevirmek daha doğru bir hareket olacaktir.
  • Kendimize itimat duymalı, inanmalı ve önemli hissetmeliyiz. Negatif düşüncelerden uzaklaşmalı, çevremizi, iletişim içinde olduğumuz kişi veya kişileri izlemeli ve dinlemeliyiz. Kendi gücümüze, yeteneklerimize mesuliyetlerimize sahip çıkarak kendimizle kuracağımız sağlıklı bir iletişim, başkaları ile iletişimimizi de olumlu yansıyacaktır.
  • Zaman zaman susmanın da bir iletişim aracı olduğunu aklınızdan çıkarmayın.
  • Algılama yönetiminde üslup, her zaman içerikten üstündür.
Allah'a Emanet Olun. Sağlıcakla Kalın. Hoşçakalın.
Yeni yazılardan anında haberdar olmak için Ücretsiz E-Posta Aboneliğinizi gerçekleştirmeyi unutmayınız...